Ana sayfa Sinema Film Eleştirileri Türk Sinemasında Adalet Kavramı | Bölüm 3: Umut

Türk Sinemasında Adalet Kavramı | Bölüm 3: Umut

Türk sinemasında adalet temalı filmler dizimizin ilk bölümünde Kemal Sunal’ın başrolünü üstlendiği Davacı’yı, ikinci bölümde ise nispeten daha güncel bir kara mizah örneği olan Pardon’u incelemiştik. Serinin üçüncü ve son filmi ise bir Yılmaz Güney klasiği olan Umut.

Adaletsizlik de Adalete Dahil

Siyah beyaz yıllarda, bugün olduğu gibi o dönemde de geçerli olan hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukukunu anlatan bir başyapıt ‘Umut’. Yılmaz Güney’in toplumsal gerçekliği, derinlemesine ve vurucu sahnelerle acımasızca işlediği çarpıcı bir eser. Kimine göre ise ‘Umut’, politik Türk sinemasının ilk örneklerinden*. Her sahnesinin ayrı ayrı filmi özetleyecek güçte olması sebebiyle çok kafa yormak yerine bir Yılmaz Güney filmi demek yeterli ‘Umut’ için.

Faytonuyla yolcu ve eşya taşıyarak geçimini sağlayan Cabbar’ın (Yılmaz Güney), yol kenarına park ettiği atlı arabasına varlıklı bir ‘mercedes’ sahibinin çarpması ile tek geçim kaynağını kaybedip üstüne bir de karakolda haksız çıkması ve çaresizliği dibine kadar yaşadığı hayatından bir kesit sunuluyor bize. Yetmişli yılların Adana’sında geçen hikaye, temelde varlık-yokluk üstüne inşa edilmiş ve adaletsizliği ağırlık merkezi olarak kabul etmiş ve başarıyla bize sunmuş. Şerif Gören’in de yardımıyla filmi yönetmiş olan Yılmaz Güney aynı zamanda senaryonun da sahibi. Başrolde yine onu görüyoruz. Yılmaz Güney’in filme bu kadar nüfuz etmesinin nedeni elbette sıradan sebepler değil. Yokluğu uçlarına kadar yaşadığı hayatı ve doğduğu toprakların insanını ondan daha iyi kim bilebilirdi ki ? Çukurova’nın bayıltan sıcağını, kan ter içindeyken bile eve götürülecek bir lokma ekmeğin hesabını yapmayı elbette ondan daha iyi kimse bilemez ve oynayamazdı.

Yılmaz Güney’in uykudan uyanışı ve sonrasında Sümerbank reklamının olduğu bilboardların dibine işemesiyle filmin izleyiciye reel-politik birçok mesaj vereceği anlaşılıyor ilk sahnede. Gücünü gerçekçiliğinden alsa gerek ilerleyen sahnelerde bu mesajlar hiçbir zaman sıkıcı bir hal almıyor. Herkesin kendinden bir gerçeklik görebileceği ve dışlayamayacağı bir sıcaklık var filmde. Atını kaybetmesiyle fakirken daha fakir olan ve yokluk içinde çırpınan bir insanın, umudundan başka bir şeyinin olmadığının dönemin tüm sosyo-kültürel gerçekliğiyle işlendiğine şahit oluyoruz.

Yılmaz Güney’in vasıfsız modern bir şehir kölesinin hayatını anlattığı Umut’ta gelir-gider adaletsizliği başta olmak üzere birçok konu detaylıca işlenmiştir. Geniş bir bakış açısıyla irdelendiğinde her detayının politik bir gönderme kabul edilebileceğini bir kenara koyarsak , hayatın ta kendisi anlatılmıştır demek yanlış olmaz; evine ekmek götüremeyen bir adamın toplumdaki yeri, güvence veremeden borç isteyememek, haklı olduğu halde haksızmış gibi muamele görmek ve tüm bu çaresizliklere rağmen gerçekleşmeyeceğini bile bile define gibi boş hayallere umut bağlamak gibi. Umutluzluğun ve çaresizliğin içinde yersiz, yönsüz bir adamın yürek yakan gerçeklerle savaşı anlatılıyor kısaca Umut’ta.

Film, adaletsizliğin en görünür hali olan çarpık bir ekonomik düzeni ve bu düzende ancak günü kurtarabilen insanların mücadelesini anlatırken konu olarak gelir adaletsizliğini yoğun işlemeye gelebilecek olan eleştrileri de yanıtsız bırakmıyor. Kendi yaşamında olduğu kadar sinema hayatı boyunca da imkanlar elverdiği sürece (hapis ve sürgün halleri dışında )neredeyse yanından hiç ayırmadığı Tuncel Kurtiz’in hayat verdiği Hasan karakterine veriyor bu görevi.

Güçlü ve haklı olabilmek için öncelikle varlıklı olmak gerektiğine dikkat çeken sahnelerdeki diyaloglar yalın ve yakıcıdır;

– Belediye arabaları kaldıracakmış doğru mu? (Hasan)
– Bizimkisi gibi eskileri belki, yenileri kaldıramazlar. Adamın iyi atı, iyi arabası olsa… (Cabbar)
– İyi at, iyi araba para işi gardaş ! Paran olunca her bir iş iyi olur. Paran olunca kebap yen, paran olunca tatlı yen, şarap içen, iyi yataklarda yatarsın.Parası olunca adam kuvvetli olur. Parası olunca adamın evi arvadı olur, evinde tenceresi kaynar, çocukları olur. Paran olmadı mı da dünyada senden kötüsü senden pisi yoktur. Her yerden kovarlar seni. Fakirin yüzü soğuktur. Niye soğuktur Cabbar gardaş ? Parası yoktur da ondan. Mesela kış gününde en soğuk vaktinde cebinde paran olursa üşümezsin, hamamdaymış gibi terlersin.Ama ve lakin paran olmadı mı yaz gününde üşürsün. Neden ? Çünkü para adamı sıcak tutar. Sıcak … Senin bu atlar para olsa iyi yem yerler ama paran yok gariplerin iskeleti çıkmış açlıklarından ölecekler.

 

Dönem itibariyle izleyenlerin çoğunun kendi hikayesini gördüğü film, oyuncuların giyim kuşamlarının fakir-zengin ayrımı gözeterek halkı ayrımcılığa sevk ettiği, karakol sahnesiyle zenginlerin suç işlediği halde takibata uğramayacağı ve yoksulların devlet nezdinde hep haksız olduğu kanaati uyandırması ve Cabbar’ın güneş doğarken sabah namazı kılması gibi birkaç sebepten dolayı Sansür kurulunca yasaklanmıştır. Yasağın cazibesi yapmıştır yapacağını ve filme adeta ödüller yağmıştır. Cannes’ da ‘ Quinzaine des Realisateurs’’e (Yönetmenlerin On Beş Günü ) adlı seçkiye seçilmesi, başta olmak üzere en iyi müzik ( 1. Adana Altın Koza Film Şenliği-1969), en iyi film (2. Adana Altın Koza Film Şenliği-1970), en iyi senaryo (2. Adana Altın Koza Film Şenliği-1970), en iyi erkek oyuncu (2. Adana Altın Koza Film Şenliği-1970) gibi ödüller almış olan ‘Umut’, Yılmaz Güney denince akla gelen ilk yapıtlardan olmuştur.

*Ahmet Tokul’un filmelestirisi.com sitesindeki yazısı.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın