Ana sayfa Televizyon Dizi Eleştirileri İnsanlar ve Politikacılar Arasındaki Farklara Dair | The Politicians Dizi Eleştirisi

İnsanlar ve Politikacılar Arasındaki Farklara Dair | The Politicians Dizi Eleştirisi

Politika nedir? Peki ya siyaset? Daha da önemlisi her ikisinin ne demek olduğunu bilsek de desteklediğimiz adayları neye göre seçtiğimizi biliyor muyuz? Seçtiğimiz adayların personalarının ne kadar gerçekçi olduğunu (veya olmadığını) görebiliyor muyuz?

Ryan Murphy’nin Netflix ile beş yıllığına imzaladığı anlaşmanın ilk ürünü olan “The Politician”ın kahramanı Peyton Hobart’ın bu sorulara açıklaması şu şekilde: “Siyaset, politikalarla ilgili değildir; bir aday anlattığı hikayeye göre seçilir.” ve “İnsanlar başkanlarının televizyonda izledikleri karakterler gibi olmasını ister.” Ryan Murhy’nin yedi yaşındayken Amerika’nın gelecekteki başkanı olmaya karar veren Peyton Hobart’ın okuduğu lisenin öğrenci başkanı olma çabasını anlatan “gençlik” dizisi bu konuda ne kadar yetkin olabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak House of Cards’ı bir düşünün ya da John Adams gibi biyografik yapımları, hatta Parks and Recreation’ı bile düşünebilirsiniz. Hepsinin anlattığı şey esasında seçilmiş ya da seçilecek olan kişilerin hikayeleriydi. Bu diziler, desteklesek de desteklemesek de izlediğimiz adayların oluşturdukları algının amaçları doğru orantılı olması gerektiğini de anlattılar. Şimdi de bu anlatı Peyton Hobart ile devam etmekte.

THE POLITICIAN

Dizinin jeneriğinden itibaren bir proje olduğu belirtilen Peyton, içerisindeki tahta bölmelere önceki başkanların biyografilerini, Harvard armasını, kezzap-vari bir sıvı içince yok olan bir kalbi barındıran koca bir Pinokyo’dur adeta. Bölümler ilerledikçe de tıpkı Pinokyo’nun insan olma çabası gibi Peyton’un duyguları ile amacı arasında bocalamasını izlemeye başlıyoruz. Mesela hem Mandarin hocası, hem de öğrenci başkanlığında rakibi olan okulun popüler çocuğu River Barkley’e karşı yoğun duygulara sahiptir. Fakat ne River ne de Peyton bu duyguları kamuya açık yaşamaya cesaret edemez zira politikada, hele de Amerika’nın başkanı olmayı düşünenler için homoseksüelliğe yer yoktur. Tabii ki Peyton tüm LGBTQ’ların ve başka cinsel tercihleri olan seçmenlerinin yanındadır ve bunu sonradan siyahi, lezbiyen bir başkan yardımcısı seçerek gösterir. Ancak yine de kendisi beyaz, elit Amerikalı kılıfında kalmayı daha tekin bulur. Bunun yanı sıra uzak durulan şey aslında sadece cinsel duygular değildir.

 

Ara ara sosyopat olduğundan şüphelense ve doğru şeyleri hissedemediğini düşünse de duygularını görmezden gelmek için çaba sarfeden geleceğin başkanı Peyton Hobart, River Barkley gözlerinin önünde intihar ettiğinde duygularını ve düşüncelerini derinlemesine incelemek yerine hemen ertesi gün bu olayın seçim kampanyasının nasıl etkilediğini öğrenmek için ekibi ile istişare yapar. Çünkü hedefinden asla şaşmamalı ve duyguların odağını şaşırtmasına izin vermemelidir. Bunun yanı sıra tıpkı politikacılar gibi aday olan karakterler ve onların seçim ekipleri sürekli mükemmel olma çabası içindedir. Hatalara, eksikliklere yer yoktur. Çünkü seçim süresince bir şekilde bu hatalar ve eksiklikler ortaya çıkar ve zaferi elinizden alır. Gerçeklik başka bile olsa ne pahasına olursa olsun mükemmelden azı görünür olmamalıdır. Ayrıca yine adaylar ve ekipleri yalan söyleme, dolap çevirme ve strateji geliştirme konusunda birer uzmandırlar.

 

Duygulardan ve erdemden arınmış olmanın sunduğu geniş hareket alanı ile suikast girişimleri, aldatma, çarpıtma ve gerçeği saklama gibi eylemleri ustalıkla yapar sonuçlarında zarar gören insanları ve tehlike arz eden durumları kendi çıkarlarına ters düştüğü için umursamama “kabiliyetine” sahiptirler. Tüm bu güç oyunlarının, siyasi zekanın ve son derece ciddi seçim çalışmalarının liseli ergenler tarafından okul koridorlarında, öğrenci başkanlığı için sergileniyor olması ise Murphy’nin ince kinayesi sayesinde ağır ve kasvetli havasından kurtulup modernleşiyor ve ilgi çekici bir perspektifte politikayı görmemize yardımcı oluyor.

***Yazının bundan sonrası spoiler içebilir***

Bununla birlikte birçok sezondan oluşacak olan ve her sezonunda Peyton’ın farklı bir politik dönemini ele alacak olan dizi, ilk sezonunda hayal kırıklıklarına, anlam arayışlarına ve öz eleştirilere sahne oluyor. Mesela istediği okula babasının para yardımı olmadan girememesi, başkanlık seçimini istediği şekilde kazanamayıp başarısız olması, annesi ile babasının boşanması ve akabinde beş parasız kalması ile planladığı hiçbir şey yolunda gitmediğinde Peyton büyük bir buhrana girer. Nihayetinde iyi bir insan olmasa da iyi şeyler yapmaya çalışmış olmasına rağmen istediği hiçbir şeyi elde edememiştir. İpin ucunu bu denli kaçırmış olması annesi tarafından başına gelebilecek en güzel şey olarak addedilse de hissettiği duygularla başa çıkamayan Peyton önce alkolle avunmaya ve siyasetten uzak durmaya çalışır. Çünkü artık mükemmel değildir; oluşturduğu kişilik ve yaptığı planlar lekelenmiştir. Çevresi hala ona inansa bile o kendisine olan inancını yitirmiştir. Daha da kötüsü hep bir şeyler hissediyormuş gibi yapan Peyton artık gerçekten bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Şimdi ilk bölümde kendi sorduğu soruları cevaplaması gerekecektir.

 

“Hangisi daha önemlidir: Tren mi? Kondüktör mü? Raylar mı?”

Aynı şekilde Peyton’ın lisedeki ezeli rakibi, okulun acımasız popüler kızı Astrid Sloan bir dizi ilginçlik neticesinde hayatının ne kadarını kendisi için, ne kadarını babasının inşaa ettiği imajı devam ettirmek için yaşadığını sorgulamaya başlar. Bunu yaptığında nihayet kendisine ve ailesine zenginliğin, gösterişin anlamsız olduğunu ve en mutlu olduğu anların beş parasız olduğu zamanlar olduğunu itiraf eder. Babasını yolsuzluk yaptığı için polise ihbar etmenin yanı sıra sürekli antidepresan etkisinde olan annesine bundan sonra daha gerçekçi davranacağına dair söz verip “Yaşadığımı hissetmek istiyorum.” diyerek evden ayrılır.

Bir diğer karakter önemli karakter okulun kanser hastası ve herkesin sempati duyduğu Infinity Jackson ise Peyton’ın şüpheleri sayesinde aslında hasta olmadığını ve ananesinin tıpkı annesine yaptığı gibi onu ilaçlarla hasta ettiğini öğrenir. Bu noktadan sonra Infinity hayatının kontrolünü hastalığından ve ananesinden alırken, ananesi de geçmiş hataları ile yüzleşmek ve sonuçlarına katlanmak zorunda kalır. Georgina Hobart ise oğlu Peyton’a duyduğu sevgi ve aşık olduğu kişi arasında seçim yapmak durumunda kalır. Eşi Keaton Hobart ile evlenmesinin hata olduğunu, öz oğullarına olan sevginin sınırları olduğunu ve insani duygularını yaptığı hatalardan kendince dersler çıkartırken Peyton’a olan sevgisi sayesinde cesaret kazandığını ve büyüdüğünü fark eder. Aynı zamanda gerçek aşkı bulduğunu düşündüğü anda yanılması ona artık kendisini seçmesi gerektiğini gösterir.

Dizinin birinci bölümünün sekiz bölümden oluştuğu düşünüldüğünde bir sürü olaya ve konuya hızlıca değinilmiş hissi vereceği düşünülebilir. Ancak kadrosu sayesinde bu tehlikeden kurtulan The Politician, Zoey Deutch, Bob Balaban, Jessica Lange, Lucy Boynton, Dylan McDermott, January Jones gibi isimlerle oyuncu seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gösteriyor. Özellikle Peyton Hobart’ı canlandıran Ben Platt; duygusuz genç bir politikacı, hırstan gözü dönmüş bir öğrenci, hayal kırıklığına uğramış bir aday, acısını doğru yaşamadığından şüphelenen bir insan hallerini o kadar kararınca aktarıyor ki izleyici de onunla birlikte duygudan duyguya savrulabiliyor. Aynı şekilde Georgina Hobart’ı canlandıran Gwyneth Paltrow bilge, cesur ancak mesafeli anneyi o kadar güzel canlandırıyor ki sevginin sarılmak, öpmek koklamak gibi fiziksel tepkilerden ibaret olmadığını onunla görebiliyor izleyen. Kendisi de mükemmel olmanın baskısı altında kaldığından yeterli olmadığının farkında olan Georgina’nın yeri geldiğinde uzaklaşıp kendini bulma çabası Paltrow sayesinde bencilce gelmiyor.

Hakkında çeşitli görüşler olsa da kendisini “hırs, azim ve ne pahasına olursa olsun istediğini elde etme konularında bir komedi serisi” olarak tanımlayan The Politician’ın her bölümü ile ince bir zekanın ve kışkırtıcı cümlelerin yanı sıra duygusal anlar ve eğlenceli diyaloglar sunuyor. Bu noktada tek sorununun sekiz bölüme sığdırılmış olması diyebiliriz. Yeni sezonda ise kadrosuna Bette Midler ve Judith Light gibi isimleri katacak olan dizi, Peyton’ın New York seçimlerine adaylık sürecini takip ederek devam edecek. Söz konusu New York olunca mevzunun daha da büyüyeceğinin, birçok güncel konuya değinileceğinin ve daha da kinayeli olunacağının sinyalini veren Murphy’nin ikinci sezonu daha uzun tutması temennisi keyifli seyirler.

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın