Ana sayfa Sinema Film Listeleri Hollanda Sinemasının Kısa Tarihi ve 15 Adet Hollanda Filmi!

Hollanda Sinemasının Kısa Tarihi ve 15 Adet Hollanda Filmi!

Çağdaş sanat söz konusu olduğunda Hollanda genellikle göz ardı edilir. Belçika ve Almanya arasında sıkışıp kalmış bu küçük Avrupa ülkesi, Fransız ve İngiliz komşuları tarafından bir çok konuda olduğu gibi sinema sanatı konusunda da uzun yıllar boyunca gölgede bırakıldı. Yine de, Hollanda’nın Rönesans hareketinin başlarında önde gelen uluslardan biri olduğunu ve Hollandalı ressamların tüm Batı dünyasında ayakta alkışlandığını unutmamak gerekir. Bu bağlamdan hareketle, geride kalmak istemeyen Hollanda, henüz bebeklik dönemindeki sinematografik devrime hızlı bir giriş yaptı. İşte tam da bu sebeple, ilk yapılan Hollanda filminin, Paris’teki Lumiere Kardeşler tarafından yapılan ilk film gösteriminden yalnızca birkaç ay sonra 1896’da yapıldığını söylemek şaşırtıcı olmayacaktır. Bu ilk Hollanda filmi olarak bilenen eser, Machiel Hendricus Laddé tarafından kaydedilen, Gestoorde hengelaar adında bir komedi filmidir.

Hollanda sineması, ülke tarafsız kaldığından ve savaştan etkilenmediğinden, Birinci Dünya Savaşı sırasında gelişen bir dönem geçirir. Bu görkemli günlerde yeni ulusal rejimden kaçan Alman yönetmenler Hollanda’ya gelir. Bununla birlikte, 1930’larda, endüstri patlar ve 1934 ve 1940 arasında 37 film çekilir. Bu patlama, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Hollanda’nın Naziler tarafından işgaliyle sona erer. Bu sebeple olacak ki, Hollanda’daki sinema çalışmaları genellikle Hollanda’nın bakış açısını çevreleyen çeşitli tarihi olayları sergiler. Örneğin Almanların, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hollanda’yı işgal etmiş olmalarına dair birçok eser bulunmaktadır. Hollandalı film yapımcılarının sıkça kullandığı bir diğer tema ise hem heteroseksüel hem de eşcinsel odaklı erotizm konularıdır. Bu temanın sürekli bir devinim kazanmasının temelinde Hollandalıların açık fikirliliğe olan şiddetli vurgusu yatmaktadır. Hollanda, düşünceler, ideolojiler ve kendini ifade etme özgürlüğünün her zaman önemli olduğu bir yer olarak var olmak istemektedir. Bütün bunlarla birlikte, Hollanda sineması bu özel temalardan elbette ki daha fazlasını sunar. 80’lerin kült korkularından kara komediye kadar çok çeşitli türlere sahiptir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Hollanda sineması, bir bütün olarak hız kaybetti, ancak harika belgesel yönetmenleri ortaya koydu, filme adanmış akademiler ve fonlar yarattı. Hollandalı ünlü yönetmenlerin çoğu belgesel film yönetmenliği yaptı. İkinci Dünya Savaşı’ndan birkaç yıl sonra, Hollanda hükümeti, Hollanda Film Fonu’nu (1957) açtı. Bir yıl sonra Hollanda Film Akademisi kuruldu ve sinema endüstrisine özgü eğitim vermeye başladı; senaryo yazımı, belgesel yönetmenliği, kurgu, yapım, ses tasarımı, sinematografi, prodüksiyon tasarımı ve etkileşimli görsel efektler başarıyla öğretildi. Hollanda sinema endüstrisi diğerlerine göre küçük kaldı, ancak yine de çok etkili oldu. Birçok Hollandalı yönetmen ve prodüksiyona Cannes Festivali, Venedik Festivali veya Berlin Film Festivali (sinema endüstrisindeki Büyük Üçlü) gibi Uluslararası Film Festivallerinde yer buldu ve övgüyle bahsedildi.

Şimdiye kadar üretilen en pahalı Hollanda filmi, 2006 yılında gösterime giren Black Book, o zamanlar 18 milyon Euro tuttu. Buna karşılık, bugüne kadar yapılan en pahalı İngiliz filmi olarak kabul edilen Harry Potter ve Melez Prens, 190 milyon sterlinden fazlaya mal oldu. Fakat para elbette ki her şey demek değildi. Hollandalı sinematograflar, nispeten küçük fonlara rağmen, belgesel türünde son derece etkili olmuştur. Hollandalı yönetmenlerin ve oyuncuların çoğu Hollywood’da da başarılı kariyerlere sahiptir. Bu listedeki bazı filmler dünya çapında büyük beğeni topladı, liste Hollanda sinemasında bazı başyapıtları bulmanıza yardımcı olacak.

Çocuk Filmleri

1970’lerde hükümetin sanayi için vergi indirimi getirerek çözmeye çalıştığı Hollanda sinemasının düşüşüne rağmen, Hollanda’da başarılı olan bir tür, çocukların roman uyarlamaları olmuştur.

Aile filmi yönetmeni Henk van der Linden (1952’den 1984’e kadar neredeyse kırk çocuk filmi çekti) ve 70’lerde ve 80’lerde bir düzine film yapan Karst van der Meulen’in adımlarını takiben, modern Hollanda aile filmi endüstrisi oldukça büyümüştür. 2006 yılına kadar, Crusade in Jeans film uyarlaması (Thea Beckmann tarafından yazılmış ve büyük ekrana Ben Sombogaart tarafından uyarlanmış), Hollandalı bir film için en büyük bütçeye sahip film oldu.

Hollanda Belgesel Okulu

İkinci Dünya Savaşı sonrası türdeki düşüşe rağmen, belgeseller Hollanda yapımı filmlerinin önemli bir parçası oldu. Her yıl, Uluslararası Belgesel Film Festivali, Amsterdam kentinde düzenlenir ve dünyanın en büyük belgesel film festivallerinden biri olarak kabul edilir.

“Hollanda film endüstrisi oldukça küçük bir topluluktur, bu nedenle Hollanda’da çoğu oyuncunun birbirini tanıdığını ve birbirleriyle çalıştığını düşünüyorum.”
– Michiel Huisman, Hollandalı aktör, müzisyen ve şarkıcı-söz yazarı.

“Bir film yönetmeni oldum, çünkü bir şeyi sanatsal bir şekilde ifade edebileceğimi düşündüm.”
– Paul Verhoeven, Hollandalı yönetmen, senarist ve film yapımcısı.

Fanfare (Bert Haanstra, 1958)

Hollanda’nın Giethoorn köyünde geçen bu siyah beyaz komedi filmi, Hollanda film tarihinde bir kilometre taşı olarak görülür. Müzikleri Jan Mul tarafından bestelenir ve gerçekten olağanüstü bir performansla Royal Concertgebouw Orchestra tarafından kaydedilir. Film toplamda 2.6 milyon izleyiciye ulaşır, hatta bazı gösterimler sırasında alkış nedeniyle film çok defa duraklatılmak zorunda kalınara izlenebilmiştir.

Fanfare, Lagerwiede adlı hayali bir kasabada kurulmuştur, bu köyde Kunst en Vriendschap adında bir grup vardır. Bir yarışmaya katılmak isterler ve kazanma şansı çok yüksektir. Ancak, yarışmaya hazırlanırken taraftarın iki üyesi arasında bir mücadele başlar. Dolayısıyla, taraftar iki tarafa ayrılır, iki taraf da yarışmaya kendi başlarına katılmak ister. Muhtemelen, hiçbir Hollanda köyünü Fanfare’den daha iyi temsil eden bir film olmamıştı.

Als Twee Druppels Water (Fons Rademakers,1963)

Bu heyecan verici siyah beyaz film, Hollandalı yazar Hermans’ın romanına dayanıyor. İlk başta, Hermans senaryoyu kendi başına yazmak ister fakat yönetmen Rademakers’a göre Hermans, kitabın mümkün olduğunca çok filme alınması gerektiği fikrine kapılır. Bu, on sekiz saatlik bir çalışma süresine yol açacaktır. Bu nedenle Rademaker senaryoyu kendisi bitirdi ve filmi yönetir.

Als Twee Druppels Water, Alman işgali sırasında Hollanda’da geçer. Hikâye, bir tütün tüccarı Henri Ducker hakkındadır. Aksiyon, drama ve gerginlik arasındaki uyum Als Twee Druppels Water’ı görmeniz gereken bir film haline getirir. Hikâye büyüleyici bir şekilde anlatılıyor ve görsel olarak çarpıcı bir deneyim sunmaktadır.

De Vierde Man (Paul Verhoeven, 1983)

Hollandalı yazar Gerard Reve’nin aynı isimli romanına dayanan bir gerilim filmidir. Paul Verhoeven’in Hollywood’a açılmadan önce yaptığı son film olarak bilinmektedir, daha sonra 2006’da Zwartboek’i nam-ı diğer Kara Kitap filmini yapmak için Hollanda’ya geri döner. Hollanda’da, De Vierde Man, yönetmenin diğer çalışmalarına nazaran ilgi görmedi. Ancak, Amerika’da, onun tarafından yapılan en başarılı Hollanda filmi olarak büyük ilgi gördü. Paul Verhoeven’ı Amerika’da ünlü yapan filmdir.

Gerçeklik ve rüya film boyunca iç içe geçmektedir. Erotizm, incil sembolizmi ve birçok psişik gerginlik temaları vardır. De Vierde Man, eşcinsel Christine adında bir kadınla ilişkisi olan başarılı bir Hollandalı yazar olan Gerard Reve’nin hikayesini anlatır. Christine’in erkek arkadaşının bir resmini görür ve ona aşık olur. Erkek arkadaşıyla temasa geçmek için Christine ile yakınlaşır.

Verhoeven, üç ünlü yönetmenin çalışmasından ilham alır. Alfred Hitchcock’un gerginliği, Luis Bunuel’in sürrealizminden ve en çok din ve psikolojik çözümlemerinden faydalanır. Ayrıca Ingmar Bergman’ın hayalleri arasındaki ilişkiden beslenir. Bu gerçeküstü film kesinlikle zaman ayırmaya değer.

Flodder (Dick Maas, 1986)

Hollanda sinemasının kült klasikleri hakkında konuşurken, Flodder’dan bahsetmemek imkânsızdır. Bu komedi filmi iki film dizisine ve bir TV dizisine neden oldu. Flodder adlı kurgusal bir anti-sosyal ailenin hikâyesini anlatır. Sosyal bir deneyin parçası olarak, lüks Zonnedeal mahallesine taşınıyorlar. Sjakie adında bir refah çalışanı, yaşam ortamlarındaki değişimin aileyi olumlu yönde etkileyeceğini kanıtlamak ister. Ancak, orada yaşayan zengin insanlar, çok fazla soruna yol açan Flodder ailesini kabul etmemektedir. Karakterlerin uygunsuz dil kullanımı ve saçma davranışları bu filmi her durumda eğlenceli kılmaktadır.

Zusje (Robert Jan Westdijk, 1995)

Bu drama filmi, hikâyedeki ana karakterlerden biri olan Martijn’in kamerası tarafından çekilir. Londra’da yaşamaktadır, ancak kız kardeşi Daantje’yi ziyaret etmek için Amsterdam’a gelmiştir. Amacı ise; Daantje hakkında bir belgesel film çekmek. Ancak, geçmişte aralarında olan birkaç çözülmemiş sorun vardır. Yavaş yavaş, Martijn’in küçük kız kardeşine olan saplantısının nasıl başladığı belli olur. VHS kamera çekimlerinin hayranları kesinlikle Zusje’yi sevecekler. Hikâye rahatsız edici gelebilir, ancak oyuncuların mükemmel performansları bu filmi izlemeye değer kılmaktadır.

De Noorderlingen (Alex van Warmerdam, 1992)

Bu kara komedi sadece tek bir caddeden oluşan hayali bir Hollanda kasabasında geçer. De Noorderlingen, bu sokakta yaşayan insanların hikayesini anlatır. Alex van Warmerdam’ın kendisine göre, De Noorderlingen şimdiye kadar yaptığı en iyi filmdir.

Thomas, genç bir çocuktur ve ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Annesi, babasının yüksek cinsel dürtüleri yüzünden azizliğe çekilir. Bundan dolayı Thomas daha içe dönük hale gelir ve kendi hayali dünyasına inanmaya başlar. Bu dünya, Belçika Kongo’nun kurtuluşuyla ilgili yayınlanan haberlerdeki olaylara dayanır. Thomas, Lumumba adı verilen yeni Kongo potansiyel lideri olduğunu düşünmektedir. Mektupları okuyan ve dolayısıyla mahallenin tüm sırlarını bilen postacı, Thomas’ın kaçma isteiğini teşvik eder. Tıpkı Alex van Warmerdam’ın diğer çalışmalarında olduğu gibi, bu film de parlak kara mizahı ve güzel tasarımıyla öne çıkmaktadır.

Antonia (Marleen Gorris, 1995)

Dramatik bir film olan Antonia genellikle “feminist masal” olarak tanımlanır, bu filmi anlatmanın daha iyi bir yolu yoktur. Film; seks, ölüm, din ve lezbiyen romantizm gibi birçok temayı kullanır.

Antonia, Hollandalı bir köyde dört kuşak kadının önemli dönemlerini anlatır. Özellikle kadınların yaşam tarzı ile dar görüşlü erkeklerin bu konudaki görüşleri arasındaki gerginlik ele alınmaktadır. Antonia, feminist bir film olarak görülebilir, ancak bazı erkekler bu filmde oldukça olumlu görülür. Bu adamlar, kadınların tek başına dünyaya getirmek istedikleri çocuklar için sperm bağışçısı olarak kullanılır. Bu film, kırsal alandaki yaşamları anlatıyor ve şaşırtıcı derecede iyi oynanan rollere sahip. Bütün bunlar bu filmi kesinlikle izlemeye değer kılmakta.

Wilde Mossels (Erik de Bruyn, 2000)

Bu gerçeküstü film, Zeeland eyaletindeki Bruinisse köyünde geçmektedir. Bu nedenle, bu filmdeki tüm oyuncular bölgesel bir diyalektik lehçesi olan Zeelandic’i konuşur. Wilde Mossels, yaşamlarıyla ne yapmak istediklerini öğrenmeye çalışan Leen, Daan ve Jacob’un hikayesini anlatır.

Daan kendini gelecekte Bruinisse’de yaşarken görüyor, Jacob ise köyün dışında bir yerde çalışmak istiyor. Ancak, Leen iç karartıcı köyü terk ederse tamamen farklı bir şeyler yapmak istiyor. Gerçekçi olmayan renklerin kullanımı olağanüstü bir deneyim haline getiriyor. Motosikletler, müzik ve vahşi partiler Leen, Daan ve Jacob’un sıkıcı hayatlarını değiştirir.

De Tweeling (Ben Sombogaart, 2002)

Hollandalı yazar Tessa de Loo’nun aynı isimdeki kitabının uyarlamasıdır. Film Hollanda ve Almanya’da geçmektedir. İkiz kardeşlerin rollerinin hem Hollanda hem de Almanya’dan dört farklı aktris tarafından oynanması bu filmi ilgi çekici hale getirmektedir.

Film, ebeveynleri öldüğünde genç yaşta birbirinden ayrılan ikiz kız kardeşler Lotte ve Anna’nın hikâyesini anlatır. Anna, Almanya’da kalır ve çok çalışır, Lotte ise Hollanda’da zengin bir ailenin yanında yaşar. II. Dünya Savaşı ikisini de farklı hayatlara sürükler. Anna, aşık olur ve bir SS askeri ile evlenir, Lotte’nin nişanlısı Auschwitz ise öldürülür. Hayatları çok farklı bir hal alır. Ama sonra, iki kadın yanlışlıkla elli yıl sonra birbirleriyle tanışır.

Van God Los (Pieter Kuijpers, 2003)

Van God Los, Venlo Çetesi olarak bilinen gerçek bir hikayeye dayanır. On sekiz kişiden oluşan bu çete 1997 yılında iki yüz elli suçtan suçluydu. Birçoğu cinayet davasıydı ve hepsi de çetenin tüm üyelerinin yaşadığı Limburg eyaletinde meydana geldi. Hikâyeleri, Hollanda ceza tarihinin bir parçası olarak efsaneleşir ve bu nedenle de bu film önemlidir.

Van God Los’in hikayesi hem korkunç hem de zavallıdır. Stan, sıkıcı Venlo’da yaşayan bir öğrencidir. Küçük bir çocukken babası onu terk eder ve annesi ona karşı oldukça kayıtsızdır. Sonunda Maikel adında yaşlı bir suçluyla arkadaşlık kurar.

Ober (Alex van Warmerdam, 2006)

Edgar (Alex van Warmerdam) sadece birkaç müşterisi olan sade bir restoranda elli yaşında bir garsondur. Karısının kronik bir hastalığı vardır ve hemen hemen evden hiç çıkmamaktadır. Bu sebeple de Edgar’ın başka bir kadınla ilişkisi vardır. Hayatı eskisinden daha da kötüleştiğinde, Edgar hikâyesinin yazarına gider. O andan itibaren işler daha da garipleşir.

Bazı zorlu diyaloglar nedeniyle dikkatinizi vermeniz gereken bir film. Bu film size dünyaya farklı bir bakış açısı kazandıracak.

Zwartboek (Paul Verhoeven,2006)

Çekildiği zaman, Hollanda tarihinde bugüne kadar çekilmiş en pahalı filmdi ve Hollanda’nın ticari olarak en başarılı filmi oldu. Hollanda halkı Zwartboek’u şimdiye kadarki en iyi Hollanda filmi seçti.

Bu film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Hollanda’da geçer. Hava bombardımanı sırasında saklandığı ev yıkılan güzel Yahudi şarkıcı Rachel Steinn, başka yahudi grupları ile birlikte Biesboch’u geçip, çoktan özgürlüğüne kavuşmuş olan Hollanda’nın güneyine sığınmaya karar verir. Fakat tekneleri bir Alman devriyesi tarafından durdurulur ve bütün mülteciler katledilir. Yalnızca Rachel hayatta kalır. Ellis de Vries takma ismiyle direnişe katılan Rachel, bir alman SD subayı olan Müntze ile dost olmaya çalışır. Rachel’den çok etkilenen Müntze ona bir iş teklif eder. Bu arada, direniş güçleri Ellis’in yardımı hapsedilmiş olan bazı arkadaşlarını kurtarmak için bir plan hazırlarlar. Plan ortaya çıkar ve sefil derecede başarısız olur. Hem Direniş hem de Almanlar Rachel’i suçlarlar. Rachel, yanında Müntze ile birlikte tekrar saklanmak zorunda kalır. Beraberce savaşın bitmesini beklerler. Bağımsızlık, gerçek haini ortaya çıkartsa bile Rachel’e özgürlüğünü vermeyecektir.

Tirza (Rudolf van den Berg, 2010)

Rudolf van den Berg’in yönettiği dram, Arnon Grunberg’in romanından uyarlanır. Hayatındaki her şey ters giden Jörgen, tek dayanağı olan kızı Tirza’nın Namibia seyahatleri sırasında kaybolmasıyla daha da altüst olur. Belirsizlik dolu arayışı sırasında öldürücü sıcaklar, içki problemi ve kötü hatıralarının yanında ona eşlik eden biri daha vardır: Çocuk-fahişe Kaisa.

Sonny Boy (Maria Peters, 2011)

Sonny Boy’un çok uzak bir coğrafyada, Surinam’da başlayan ve 20. yüzyılın ilk yarısındaki Hollanda’ya uzanan bir hikayesi anlatılır. Eğitimi için Surinam’dan Hollanda’ya gelen bir genç adamın Hollandalı bir kadınla yaşadığı yasak aşka odaklanan ve bu yasak aşkın arka planındaki toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişmelere yer veren film, Annejet van der Ziji’nin çoksatan romanından uyarlanmış.

Kauwboy (Boudewijn Koole, 2012)

Arasındaki duvarları bir türlü yıkamadığı babasıyla yaşayan ve annesiz büyümek zorunda olan 10 yaşındaki Jojo’nun küçük bir karga ile olan dostluğunu konu alan bu duygu yüklü film, 2012 yılında Berlin Film Festivali’nde çocuk filmlerine verilen Deutsches Kinderhilfswerk Grand Prix’nin sahibi olan Kauwboy’un yönetmeni Boudewijn Koole ise Avrupa Film Ödülleri’nde yılın keşfi ödülüne layık görülür.

Artık önümüzdeki iki saati film izlemek için ayırma zamanı geldi!
İyi Seyirler.

Kaynakça:
The Magger www.themagger.com
Tanste Of Cinema www.tasteofcinema.com
İnter Sinema www.intersinema.com

BİR CEVAP BIRAK

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı yazın